...Kalenin Cefakar Kadınları... |
Vadimizin namıyla anılan yiğitleri varda,adıyla anılan kadınları yokmu sanırsınız.Bu bölümdede onları anlatacağız.Hafızamızda kalan bilgileri harmanlayarak. Onlar vadimizin bel kemikleri,onlar analarımız.Hem cenneti ayaklarının altına serer,hemde en ufak bir hatalarında(erkeklere göre) en acımasız cezaları reva gördüğümüz kadınlarımızdan söz edeceğiz
TERTELİN ZELİĞA : Kocası tarafından kardeşinin öldürüldüğü söylenen Tertelin Zeliha : Oğlunu yanına aldığı gibi kocasından ayrılıp tek oğlunu büyütüp kale köyünün sevdiği bir insan yetiştirme başarısını gösterebilen Zeliha , bazen koyun , bazen de ineklerine çobanlık etti . Babası olan Tertelin partisinden başka partıye oy vermeyi içine sindiremeyen Zeliha ana ; Dobra,haksızlığa tahamülü olmayan yüreği sevgi dolu bir insandi . Onun özeliği olsa gerekki tek oğlundan olan torunları bu gün toplumda kendilerine güzel yerler edine bilmişlerdir . Onu tanıyanlar onun hakkında ayrıca anlatacağımız yiğitlikleri de anımsarlar . Yüreklilik örneğinin simgesi olan zeliha ana,görmuş yaşamışlığının bir ifadesi olarak da ağzı sıkı , yüreği pek biri olarak anlatırlar . On iki Eylül günlerinde ,büyük bir çoğunluğun kafasını kıçına soktuğu zamanlarda bu yiğit anamız , inadına kafasını yukarı , dik ve onurluca tutmasını bildi . Zamane geçlerine elinden gelen yardımları esirgemedi . Örnek yaşadı ,onurlu yaşadı . Mezarı sık ,sık ziyaret edilerek çiçekler konulası bu cefakar anamızı , her koşulda saygıyla anıyor , onun unutulmaması için uğraşacağımızı söylüyorum . Vadimizde örnek yaşayan kadınlarımızdan olan Zeliha ana "orfi idareciler"i niye sevmediğini de böylece anlamış oluyoruz . Bu bilgiyi verenin damağında hala Zeleğa ananın tepside pişmiş sıcak buğday ekmeğinin tadı var . O koşulları yaşayanlar zeleğa anayı nasıl unuturlar . Unutmayanlar ne yazikki cenazesinde zorunlu nedenlerden dolayı bulunamamanın üzüntüsünü yaşarlar . Orfi idarecileri sevmediği için yaşını vadiye özgü bir şekilde tamamlayarak rahmetli oldu. Bu arada tek oğlu olan Dursun'u , başarılı torunlarıyla baş başa bıraktı . Vadimizin ender bulunan analarından olan Tertelun Zeleğayı saygıyla anıyoruz
ĞİRO SARE : Vadinin Osmanlı analarından olan Ğiro Sareyi tanıyanlar ; Onu koynundaki sigara paketiyle ve parmakları arasında ustaca tuttuğu sigarasından derin bir füt çektikten sonra dumanını göklere doğru üflemesiyle anımsarlar . Vadimizin en eski ve belkide paket taşıyan tek tiryakisi olan Ğiro Sare ,kalın sesiyle evde anaerkilliğini her zaman gösterebilmiştir . Ailede onun sözünden çıkabilecek kimseninolduğu düşünülemezdi . Vadimizde erkekler gibi yaşayan Ğiro Sarenin yaptığı tere yağı ve peynirlerinin ünü kendi köyünün sınırlarını aşıp gurbetlere kadar uzanmıştı .En çok kızdığı konulardan biride beklide ; O ocak başında tezeğin amansız dumanı altında peynirini yaparken başına toplanan çocukların “biraz cucuk versene Sare Ana “demelerine dir. Yoksa sinirli görünsede bir ana yüreği taşıdığı kesindir . Ayrıca tanıyanların söylediklerine göre kızdığı konulardan biride ; Sigarası biten Ğiro ibrahimin onun paketlerinden sigara aşırtması imiş. Vadimizin bu yiğit anasını saygıyla anıyoruz .
ÇÜNİ ZELE : Dişsiz ağzıyla çenesini burnuna değdirip zamane çocuklarını bazen güldürür ,bazen de korkuturdu . Onu tanıyanların , onun geçmişi hakkında bilgi verecek yaşta olamayacaklarından sadece tanıdıkları günlerdeki anımsamalarıyla yetiniyoruz .Zira Çüni Zele vadinin en uzun yaşayanlarının en başında gelirdi . Kimine göre yüz yirmi ,kimine göre yüz onbeş yaşında olduğu söylenirdi .Kendisi ise yaşını “ daha dünçi kızim ola . Ne yüzi da ne ellisi “ diyerek betimler ,kendisiyle birlikte yaylacı duran genç gelinleri dağlarda odun toplarken arkasından sürüklerdi . Bu cefakar ve de uzun ömürlü anamızın nesli tüm türkiyeye yayılacak kadar çoğalmıştır . Altı kulaç Hüseyinin ve Ğiro Sarenin de anası olan Zele ana Kadığlu fahrinin de anasıydı . Gurbetteki oğullarını hatırladıkça “ yikilsun kulbeti “der göz yaşlarını çocuk gibi tutamazdı . saygıyla anıyoruz Zele anayı .
NOKTA HALA: Kale köyünün anlı şanlı nokta halası,tek oğlunu yitirdikten sonra kendini destana vermiş.Destanı bu gün dilden dile dolaşarak günümüze kadar gelip,kasetlerde yarini almış.Rivayete göre devlet maaş bağlamaktan destanındaki "felek ağu kattı tatlı aşıma"dizesinden dolayı vaz geçmiş.Gerçekten destanı ustaca söylenmiş bir eser.parça parça toplanmaya çalışılan destanı bir türlü bir araya getirilemedi.Nokta halanın öyküsü elbetteki bu değil.Ancak benim bildiğim bu kadar.Yetersiz veya yanlışlar varsa okuyuculara düzeltme görevi düşüyor.
TİRŞE :(Sallak baş) Kırık kulak Abdullahın hırçınlığınıa ve Karadenizin arsız dağlarına karşı direnen tirşe;Tek oğlu Muhittini genç yaşta kayıp etmenin hüznünü ana gibi ölüm döşeğine kadar taşıdı.Sırtlardan topladığı çaçaları boyunca olan çaça sepetlerine doldurup ;yaşam yükünün yanında vız gelen ağırlığına aldırmadan yüz kiloluk sepetleri taşıyarak ömrünü tamamladı.Vadi insanı olma özelliğini yaşıyla kanıtladıysada;süni gübreleri çay tarlalarına serperken soluduğu kimyasallar olmasaydı belki daha çok aramızda olacaktı ve biz şimdi yaşam öyküsünü kendi dilinden yazacaktık.Hemde manilerle süsleyerek.
ÇÜKÜ :(Tonyalı-beyazmolla):Niye çükü demişler acaba.Boyu oldukça kısa olan çükü halanın ,aksine sesi oldukca fazlaydı.Her konuşması bir kavga edasıyla anılır,duyanlar çükünün yine kavga ettiğini sanırdı.Bütün bunların yanın da çok da sulu göz biriydi. Duyguluydu yani.Duygulandığında gözlerinin vanalarını açar sularını etrafa saçardı.Onu görenler en son gözlerinin "Artuk fark edemeyurum oğul.Sen kimsin."diyecek kadar bozulduğu nu söylüyorlar.Vadiden aldığı güçle Çernebile karşıda direnmiş."Avrupa cübresi"ne karşıda.
ŞUBUK :Bir garip kocakarıydı.Kocası Kör Mustafa öldükten sonra Çükünün evinde, kendisine ait tek odada yaşamını sürdürdü.Köyün en çok namaz kılan anasının bilinen bek öyküsü olmadığı anlatıldı.Onu hatırlayanlar kambur beliyle yaşına aldırmadan yalnızlığının verdiği avantajla,o köy senin ,bu köy benim demeden dolaşabilmsidir.
POTLİPEL :(Firillerin Emine). Köyün en çok koca değiştireni.En şişmanı.Çocuklarla bile kavga eden ,en huysuzu olarak anılır.Giresundan Trabzona çocukları olmasına karşın ,hiç biriyle doğru dürüst barışık olmadığı için yaşına aldırmadan boğçasını kaptığı gibi baba evine gelen Potlipele niçin potlipel dediklerini bilecek canlı tarihlerin hepsi ya Deredüz de,ya bulep camisinin önünde yada Sırtta,toprakla buluştukları için öğrenilemedi.Ama bu kadın da vadimizde uzun ,çok uzun bir süre yaşadı.
BİHADIR SARE :Köyün tek katırcısıydı.Erkeklere taş çıkartırcasına katırcılık yapar,hiç oğlu olmamasına karşın kızlarını namerde muhtaç etmemek için didinirdi. Beyaz atı kendisinden önce vadiyi terk edince, oda evini galdavar paşanın karısına bırakıp vadiyi terk etti. köyün hem cefakar,hemde Osmanlı karısıydı.Korkusuzdu.Gücünü hayvansal ve doğal besinlerden almıştı.tanımayanlara ip ucu;Nayimelerin Aytenin anasıydı
SÜSLİ GÜLSÜN(MOÇORDİ): Vadide yaşayıpta fis,fisle dolaşan tek köylüydü.Önce tek oğlu Yaşarı doprağa verdi.Kocası Moçordi Mustafayı kendi elleriyle bir kez daha evlendirdi isede beklediğini bulamadı.Evinden meyva eksik olmazdı.Süslü adını genç kızlığından aldığı söylenir.
DELİ AYŞE : Yaylaların değişmeyen yaylacılarındandı.Tandıra gömdüğü girgit ekmeklerini ordan geçipte yemeyen olmazdı.Çocuklara bile bir lakap takar ,onları kendi taktığı lakaplarla çağırırdı.Vadi insanına özgü eli açılık ve misafir perverlik örneğiydi.tanımayanlara ip ucu olarak Kadıoğlu Kemalin anası olduğunu söyleyelim.Deli ayşede ,vadide uzun yaşamanın sırrını herhalde;Sünni gübreyle tanışmayan başçayırın çayırlarından ,çocuklara toplatıp hep birlikte yedikleri,Ekşikulak,sütlüot,ğorişan,atğorişani gibi,bu gün alternatif tıp kitaplarında rastladığımız bitkilere borçludur.
KELKIZ(Firillerin Emine): Kel İbanın karısıydı.Çay içmediği zaman başı ağırırdı.İspirden eşeklerle veya katırlarla getirdikleri malzemeleri köyün girişinden başlayıp "Dut pekmeziiiii ,Kuru Duttttt,Üzüm diye bağıran ispirlilerden yada Yusufeli'lilerden mutlaka birkaç okka bir şeyler alırdı. Aldığıyla kalmaz üstüne üstlük "yorgundu zavaliler" deyip vadi insanı özelliğini sergilerdi . Vadi insanına özgü yaşayamamasının sebebi hastalığı falan değildi.Ağustosta yağan kara aldanıp ineklerinin ardısıra dağa gidince yuvarlanarak öldü. Firillerin cemilin ve Feleksiz feratın analarıydı.
HAMZALARIN AMDULLİ : Kale köyünün tek esnafıydı.Yıllarca yaylalarda Tiryakilerin sigarasını kibritini eksik etmedi. Tiryakiler çocuklrı yakaladıkları gibi "Koş Hamzalardan bir sigara al "derdi .Çocuklar hamzalara gidip sigarayı alınca Amdulli ğala elindeki hasırdan örme bozuk para kesesiyle para üstü verirken kambur belini düzeltmekte zorlanırdı .Toprak damlı yayla evlerinde ışıklar yetersiz olduğu için hesabını kapinun eşiğinde yapar, 5,10,25 kuruşluklardan para üstü verirdi.Amdulli ğalada vadimiz insanının yaşına erişenlerdendi. Esnaflığı Kızı Ayşe ve fadu ğalalar devam ettirdilersede Amdulli ğala gibi beceremediler. Her ne kadar yaylanın ilk ötöbüsünün "Magirus"un sahibi olsalarda onlar yinede atsırtında taşınan sigaraların daha bereketli olduğunu söylerlerdi her halde"eygidi günle"derken. Amdulli ğala Cambazların hamzadan sonra dul kaldı.Hiç evlenmemiş olan Ayşe ve fadu ile birlikte rahmetli olana kadar yaşadı.Hamzaların D.Alive Mustafa onun oğluydu.Mustafa "magirus"un şüferi ,D.Ali da muaviniydi. İkisi de kendilerini emekli ettikten sonra fazla yaşamadılar.Allah rahmet eylesin.
KANTAR TOPU : Kısa boyuyla vadimize hükmedenlerdendi.Kocasi saliğ Mehmeti trafik kazasında kayıp etti. Vadinin koşullarında boğuşarak çoluk ,çocuğuna analık görevini en iyi şekilde yapmaya çalıştı. Bıraz burnundan konuştuğu için "ğimik"de denirdi. Onun için anlatılan rivayet ise ,öğretmen olan kızının "bircahillik"yapması sonucu kızına çok kızmasıdır.Anlatıcını anlattığına göre "Cahillik" olayı şöyle olmuş.Kızı öğretmen olan Kantar topi kızının yanına gitmiş.Kızının yanına gelen arkadaşlarına anasını "bu da benim yardımcım.Ev işlerini yapıyor"diye tanıtınca ; Kantar topi vadi insanının asabi ruh halini ve karadenizliye özgü küfürlerini sıralayarak "Ki ana demeyi yakışturamadunmi" demiş.Tanımayanlara ip ucu Bakkal cangöz Alinin anasıydı.
FİNÇO FADİME: Galdavar Yayanın karısıydı. Çocuklarının ekmeğini temin edebilmek için didinirken podaçarıda bir kamyonun altında kalarak can verdi. Kendi halinde iyi bir kocakarıydı .
GİCİ ZELE : Kapalı toplum zamanına tekabül eden zamanlarda yaşayan ,Gici zele Kale köyünden , yabancı köye evlenenlerden biri olarak bilinir. Moçordi Mustafanın bacısıydı. Vadinin zorlu koşullarında kadın olmanın zorluklarını yaşayan gici zele sırtında taşıdığı okkalarca ağırlıkların sonucu ayaklarının yanlanarak orak ayak olduğu bilinir. Ama giciliği nereden geldiği maalesef bilinmez. Kavzoğli alinin Hanının üstünden bakınca karşıda muhteşem duran ahşap evi rahatlıkla göze batar. Vadinin zorlu koşullarında zorluklarla ve yoksulluklarla uzun bir ömür yaşayabilme yi başarmıştır.
DİLLİ KAVAL : Dilli kavallığı konusunda iki rivayet vardır.Birincisi bebekken çok gaz çıkarıyor olması ,İkincisi ise çok konuşuyor olmasıdır.Onu tanıyanlar son haliyle gambur beliyle Kale köyünün Meyelesinde Moçordinin evinin yanındaki paçğa da yaylacılık yapıyor olarak tanırlar. Belinden düşürmediği kuşağıyla vadinin analarının özelliklerinden birini sergilerken görünen Dilli Kaval da vadinin sağlıklı koşullarında uzun bir ömür yaşadı.Zira dilli kavalın zamanında henüz çayırlara”Avrupa gübresi” dökülmüyordu.Belki bu insanlarla birlikte şu an ne anılar canlanıyordur beynimizde ama bu satırların yazarı Dilli Kaval hakkında ancak bu kadar bilgi verebiliyor.
ĞAŞILUN MELİKE (İsaklarun): Vadimizin cefakarlarından olan Melike .Kaleköyünde doktorsuz dönemlerin ebelerinden biri olarak vadimizdeki yerini alır.Vadimizin , dönemdeki bir çok gelini yavrularını Melikenin ellerine emanet etme cesaretini gösterirken,Melike de cesaretle bu görevi yerine getirmiştir.Hacı isakla birlikte bazen çarşı başındaki semerci dükkanının bulunduğu binada kalır bazende ilastasdaki serender gibi yapılmış evlerinde kalırdı..Mimar Hasan gibi bir yiğide analık eden melike sağlığında iki oğlunun ölümünü görme bahtsızlığını da yaşadı. Bu yazıyı yazanın da ebesi olan Melikeyi saygıla anıyoruz.
DO RUKİYE : Galdavar saitin karısı olan Do Rukiye hafif topal bacağıyla,İlastasın tepesinden yüklendiği çay sepetini Kirazlık çay fabrıkasına kadar taşıyan,taşımakla kalmayıp birde sıra bekleyen bazende sıcağın altında “eksper”in keyfine boyun eğip çayın tamamını ikibuçuk yaprak seviyesine getirmek için uğraşan Do Rukiyenin bu cefasının dışında , kalan başka bir özelliğide çok konuşmasıydı. Gerçi çay sepetini taşımak sadece Do Rukiyeye özgü bir olay değildi. Zamanında yaşayan bütün vadi kadınlarının sorunuydu. Do Rukiyeyi tanıyanlar; Onun çok kavgacı biri olduğunuda söylerler.Kavgayı komşularından çok,genç yaşında yitirdiği oğlunun karısı yani gelini Dursuneyle yaptığını söylerler.Sesinin çok gür çıktığını söyleyen tanıyanlar,kavgasının kuvakçeden bile naklen duyulabildiğini anlatırlar. O da vadiye özgü yaşayanlardan ve yaşını alarak vadiden cefalarına son vermek için ayrılanlardandır.Allah rahmet eylesin.
firtinavadisi.net