ÇEKÜK BAYRAM ALİNİN ATLARI İLE
KALE  KÖYÜNÜ TÜRLAYALIM.



          Pazar, Çamlıhemşin, Çat, Cevizliköprü, Sulumağara, Elmaoluğu, Dönergöl, Zoçur, Kurukop derken yol ayrımına gelinir. Sağdan giden yol, üçpare hemşine gider. Ağzından hiç düşürmediği, ikinci marka sigarasının yarısına kadar ıslaklığına aldırmadan bir füt daha çeken Bayram Ali “ ha bu taraftan gideyuruk” diyerek  sola doğru yönelip, tarihi “Şebeğin köprüsü”nden geçerek, şebeğin düzüne ulaşır. Karşıya küçük bir köprü kurulmuş olup taşbaşına gider. Genellikle ot biçim ayında kullanılan bu köprüyü daha çok “İmam Hüseyin”in kiler kullanır.
        Atının kuyruğundan zaman, zaman asılarak “destttt” veya “dehhh” sözleriyle,dolana dolana şebeğin yokuşunu çıkıp,tam tepede duran, İsakların evinin önünde  soluklanırken, Semerci İsağı,mimar Hasanı “Hey gidi esçi insanlar” diyerek yad edip; Yine kıvrıla,kıvrıla tırmanarak, konuşulanların doğru dürüst duyulmasına engel olan dereye inat; sesleri daha da yükselterek, adeta bağırarak konuşmalar arasında “varoşun altı” na gelinir.Ayrı bir güzellikle ormanın altındaki ilk evlere selam verebilmek için ot biçim ayı olması gerekir. Eğer ot biçim ayı değilse, kimseye selam veremez siniz. Ayazların, binasilerin evlerini geçtikten sonra, köyün akraba bazında guruplanmış evlerinin arasından geçerek; Kale köyünün tarihinin gizlendiği “Deredüz” mezarlığının ta ortasından geçerken, öncelik  kendi geçmişiniz olmak üzere herkese fatiha ve rahmet verilerek geçilip, çağıl başının altındaki suya ulaştırır. Eğer katırlardan ve atlardan ayrı gidiyorsanız, derenin kenarından giden patika yoldan; Bembeyaz köpükleriyle akan ve çağlaması kayalarda ekolanan firtina deresinin büyülü güzelliğine bakarak gidebilirsiniz. Bu gidişle de, köyün; enkaz halindeki tarihi değirmenlerini görürsünüz. Bu yol da çağıl başındaki suda kesişir. (O zamanlar tahta oluktan düzensiz akan bu su, daha sonraları, kale köyünün eski muhtarlarından Tertel Mehmet anısına düzenlenerek hayratlaştırılmıştır.)
            Çağılbaşındaki suyun bir diğer özelliğide; Cuma namazlarında kalada ki tarihi camiye gidenlerin oturup soluklandığı bir mekan olmasıdır.
              Oradan ayrılıp atlarını deh leyen Bayram alinin peşi sıra giderken atların birden yolun altında ki küçük bir düzlüğe sarktığını görünce; Bayram alinin çok sinirlenerek “senun a……im. Ne işun var ğorun düzinde” diye kükrediğinden anlarızki, horon düzüne gelmişiz. Hikayesini tam bilenimiz varmı bu gün bilinmez ama,eskilerimizden duyduğumuz anonim bilgilere göre, geçmiş insanların toplu göçlerinin bir şenlik havasında geçtiği. Bu vesileylede; Yayla evlerinin toprak damları görüldüğünün sevinci olarak bu düzlükte; tulumları eşliğinde, terden sırıl sıklam oluncaya kadar horon oynadıkları söylenirmiş. O nedenle bu düzün adı horon düzü olarak anılmaya başlamış.
           Burada bir ayrıntıya değinelim.Ne oldukları kimseler tarafından bilinmeyen, bilenler varsada gizlenilen yol boylarınca işaret sayılacak figürlerin yollar üzerinde bulunmasıydı. Şimdi şöseye kurban edilen bu taşların ne olduğu bilinmemektedir. Çağıl başındaki çakılların içinde bulunan kocaman kayada kılıç resmi vardı. Yol içinde ki taşların üstünde nal izi, çocuk ayaktabanı figürleri vardı.Hatta otlaktaki çakılların birinde kocaman bir taşın özellikle düzgün hale getirilip,ortası tam olarak delinmemiş,ancak ters çevrilmiş hali her halde hala durmaktadır. Bütün bunlar özünde bir kültür mirası olması gerekirken korunamamıştır. Beklide bunlardan hareketle birileri kazdıkları “ Kala şehitliği”ndeki gömüyü bulmuşlardır, kimbilir.
           Bu ayrıntıdan sonra, “Meyele” nin kaldırımının demir taş döşemelerinden giderken, Nalı kayan atların tekerlenmelerine, Bayram Alilerin “deeeeesssssssst, düst, dehhhh, çüşşşş.”sesleri arasında, meyelenin düzüne gelince, (artık kaldırımın taşları kalmasada, günümüz taşıtlarına bile hizmet veren bölümleri hala vardır.) Bayram Ali,”Ahaaaa işte derviş mahallesi” dediğini duyar,yolumuza devam ederiz.
             Artık yaylalara gelmişiz. Ve bu derviş mahallesinden ayrılacağız. Yol sağa, sola ve direk ileri gitmektedir. Sağdan gidenler, faikliye ulaşıp, oradan da tırmanarak katır yoluyla “Çiçekli yaylaya”giderler.Direk ileri doğru gidenler ise; “Pornak deresi” ni köprü olarak oluşturulan iki kesme taş köprüden geçerek “Ortasırt”a; oradanda, “Başçayır” a ulaşırlar.Tabiiki bizi atlarıyla birlikte gezdiren Bayram Aliyi takip ediyoruz.Yoksa yaya gitsek alternatif yollarımız vardır. Başçayıra giderken, bayram ali, Dallonun evinin ordaki köprüyü göstererek “buradan da gidebiluruk. Ama Reşitlerun patağluk çok çötidu. Oniğiçün ortasırttan gideyuruk”diye bilgivermeyide ihmal etmez. Meyeleden sola giden yoldan gidenler, meyelenin tarihi taş köprüsünü geçerek; Ğiroların ve Amdullilerin yokuşundan tırmanarak, ırmak boyu kıvrıla,kıvrıla başyaylaya yada baş çayıra doğru gidebilirler.
Bayram Ali bizi yaylaya taşıdı. Ancak biz köyümüzün gün görmemiş yerlerini görmek için, bir gurup oluşturarak bir gezintiye çıkacağız. Bunu Bayram Ali ye söyleduğumuz de, Bayram Ali bize Şöyle derdi herhalde: “Ola uşaklar benum bu kaybana atlarum olmasada benda siziyilen ha bu dağları bir dolaşsam. Dolaşun, dolaşun. Bakun neler var, neler” derdi.
          Bizde Bayram Alilerin ve ya diğer tarihimizin gerçekleriyle tam anlamıyla yüzleşecek yüzümüz olmasada bır aralık penceresinden bakmak için köyümüzü dolaşacağız. Şimdilik yorulduk. Siz eskilerimize öykünmeyin. Onlar keranları taşırdı ama biz bır yarmanın altında eziliriz. Esen kalın sevgili kaleliler. Birbirinize bağlı kalın. Bu yazıları okurken burun kıvırmayın,daha güzellerini bize yazın. Biz kim yazmış demeden zevkle okuruz…www.firtinavadisi.net.

                                 

                     Firillerun Mustafa Korkmaz