Her yörenin kendine özgü lakapları vardır ve insanlar , genellikle bu lakaplarıyla anılırlar . Bu lakapların o insanlara hangi koşulda ve hangi amaçla verildiğini elbetteki araştırmayacağız . Biz günümüze dek taşınan bu lakaplar altında ünlenen büyüklerimizi öz olarak anımsayarak , hem onları anacağız , hem de , hoş bir vakit geçirmeye çalışacağız . Onların , başlarından geçen küçük olayları , biraz da bizim hayal gücümüzü kullanarak büyüteceğiz . Zaman , zaman onların koşullarını günümüze uyarlayarak onların yiğitliklerinden faydalanacağız . Ancak , ne var ki ; Bu insanlarımızı bu gün tanıyan okuyucular oldukca azdır . Okuyucu kitlesini (Internet)gençler , oluştursa da , onlarda çevresindekilerden , bu yaşayan yiğitlerin , kim olduklarını ve daha değişik hikayelerini öğrenmek için araştırma gereğini duyacaklar. Bu duygu onların araştırmacı yanlarını geliştirecektir . Al sana , gençliğimize bir katkı . Beğenmeyen eleştirsin . Birlikte daha güzellerini yapacağımıza inanıyorum . Bu bölümde Hemşin in yiğitlerinin öykülerini okuyacağız .İlgilenen arkadaşlar , foruma cevap olarak başka unutmak istemediğimiz yiğitlerimizi de yaza bilirler.



MOÇORDİ MUSTAFA : Moçordi Mustafa; uzun burunu,uzun boyuyla tipik bir vadi insanıydı. Pazar da kurulu bulunan zamanının tek çay fabrikasinin makineleri ondan sorulurdu. Tamir ve bakımlarını yapardı. Aykırı bir kişiliğivardı. “Ben öldükten sonra beni ister denize atın, ister yakın” demesi diğer vadi insanları tarafından hoş karşılanmazdı. Onu bencil, kendini düşünen biri olarak nitelerlerdi. Ancak, o tamamen farklı bir simaydı. Dendiği gibi bencil değildi. Haksızlığa boyun eğmeyen kişiliği yaptığı işlerin bilincinden kaynaklanırdı. Köyde kitap denen nesneyi, Bu öyküyü anlatan bir onda bir de Firil Ali de görmüştü.Yardım severdi. Ekmeğini bölüşecek kadar da cömertti. Özellikle fabrikada öğle yemeğinde artırdığı yarım ekmeği zamane koşullarında ilk okul çocuklarına verebilmek için, Fabrikanın demirle çevrili avlusunda beklediği çok görülmüştür. Sigaranın en serti olan “Külüp” paketi cebinden eksik olmazdı. İşinde gücünde biriy di. Kimsenin etlisine sütlüsüne karışmaz, kimsenin dedikodusunu yapmazdı. Tek oğlu nu yitirdikten sonra, Belki umuduyla bir kez daha evlendiyse de istediği olmadı. Neslini tek oğlundan olan tek kız torunu, bu gün vadimizde “Pala Yusuf”diye nam yapmış yusufla evlenip, Moçordi neslini sürdürmektedir. Vadimizin işçi gibi işçisiydi. Onu ancak bu satırların anlatıcısı çok sonraları anlayabilmişti ve vadi insanlarına neden sitemkar oluşunu fark edebilmişti.Tek kelimeyle zamane işçisınıfının neferiydi Moçordi Mustafa. Saygıyla anıyoruz.

MİNE HASAN : Vadimizin ustalarındandı. Kocaman ağızlı bir baltaya ve keskin bir tahraya sahipti. Köyün harturma evlerinin çatılarının hepsinin üstünde onun kocaman ağızlı baltasıyla yarattığı harturmalar vardır. Evi akıtan “Mine Hasan” a gider “Hasan dayı (amca,abi,hasan) benum evun ğardurmaları kirildi. Oni bir değiştirsek. “derdi. O da “ Dur hele ola (ki, baci,ğalaoğli,) bi aşaği meşeye bakalum. Kuri ağaç varmidu.”der mevcutlarını gizlerdi. Mine Hasan, günümüzdekiler gibi yaş kesmezdi. O bir insandı ve baş kesmekten hem korkar hemde onu büyük bir günah bilirdi. Yaş ağaçları kesenlere ise çok içerlerdi. Dini bütün biri olduğu için onlara “Allağunden bulasin. Allah belağuzi versun “derdi.Ancak Mine Hasan bu günü göremedi. Bu günü görse bu gün yaş ve baş kesenlere ne derdi acaba. Mine Hasanı tanıyanlar; Onun meyeledeki “Minelerin evi”nin kapısınde oturup köylülerine para karşılığı vereceği süpürgelerin yapımıyla uğraştığını da anlatırlr. Süpürgelikleri yaş keserdi ama onu da “ ağaçların altini temizleyurum “savunmasiyle geçiştirirdi. Vadimize emeği geçmiş bu yiğidimizi de saygıyla anıyoruz.

GEJO ALİ : Vadimizin örnek insanlarından biriydi.Sorunu olan herkesin yardımına koşan elinden geleni ardına koymayan biriydi.Köyün ilk esnaflarından olan Gejo Ali,sürekli Gaço mezerle ve kitirlerun Dursun ile ortakcılık yaptı.Köyün ileri gelenlerinden olduğu gibi köylülerin kendi aralarındaki sorunları ustaca halledebilme yeteneğine sahipti.Düğünlerde ve bayramlarda her zaman aranan lardandi.Küçük Ali olarakda anılırdı.Gejo Alinin diğer bir özelliği ise babasız büyümesidir.Rivayete göre ;babası Ermeniler tarafından Erzurumda öldürülmüş.Bunun üzerine Alinin Amcaları olan ;Osman (Altı kulaçın babası),Hasan (topal İsmaillin babası),Murat (kadıoğlukemalin babası) ve Bekir(Kadıoğlu Arifali nin babası)de o ermeniyi yakalayıp öldürmüşler.Ama hiçbir şey değişmemiş.Ali yinede babasız büyümüş,Ermeniler de erzurumu terk etmiş.Her konuda bilgi sahibi olduğundan çok sık rahatsız edilirdi.İstemediği halde muhtarlık bile yao,ptırılan Gejo Ali Zayıf yapısıyla ve cebelleştiği hastalığıyla bırlıkte vadimizde hatrı sayılır bir yaşam sürdürebildi.Yaşamı boyunca mücadele veren Küçük ali,bu mücadelesinin sonuçlarını da çocuklarının hepsini ileri derecelerde okutarak aldı.Hepside toplumda sevilen insanlar olarak anılıyor olmalarının en büyük etkeni yiğidimizin onlara bıraktığı sevgi ve saygı mırasından kaynaklı olsa gerek.

GOLLO MAHMUT : Vadimizin gerçekten yiğitlerinden olan Gollo Mahmut ,Yüzündeki silerden ötürü ,”Tutli Mahmut “olarak da anılırdı .Kalın ve gür sesiyle haykırdığı zaman dağdaki çakallar bile yuvalarına kaçarlardı.Uzun boylu ve yapılı duruşuyla vadinin insanı olduğunu kanıtlıyordu . Onu tanıyanlar temiz giyimli , ve elindeki bastonunun güzel ve sağlamlığıyla anarlar .Sinirlendiği zaman “….ulan senin babanın ağzınaaaa …”demekten kendini alamazdı . Cesur olanlara hayranlığını her fırsatta dile getirirken ,korkak köylülerine de kızgınlığını belli etmekten geri kalmazdı.Vadinin uzun ömür sürenlerinden olan Gollo Mahmut yaşam standartlarının üstünde yaşıyarak yiğitliğini geride kalan gençlere emanet ederek vadiyi terk etti. Geride kalan kale köyünün gençleri keşke onun kadar yiğit olabilselerdi.Keşke onun gibi gücünü göstermek isteyenlere” senin..”diyebilselerdi . Her haldedirki vadinin yaşam koşulları değiştikçe insan karakterleride değişmektedir.Gollo Mahmutları saygıyla anıyoruz. (Burada ,gençlerimizin haklı itirazına yer vererek ; " olurmu abi ,bize haksızlık etmeyin . Bizde Gollo Mahmutlar gibi olamasak da en azından bir gayretimiz var türünden olan haklı eleştirilerini dikkate almadan edemezdik.değilmi.Ne demişler gençlik nasılsa gelecek öyle olacaktır . Duyarlı gençlerimizi de bu nedenle sevgiyle selamlıyoruz . Ve onların da yüreklerinde sevginin gücüyle ve yaşam kavgasının kararlılığı ile haksızlık edenlere "seni... "
diyebileceklerini biliyoruz.




TAHSİLDAR SERVET : Eyizlerun servet, vadimizde yaşayan yiğidimiz Pazarın en eski tahsildarlarındandı. Onu anımsayanlar ;Elinde çantasıyla Pazar da dolaşır, Tanıdıklarına gelen vergi tebligatlarını verirdi. Ozamanki vadi insanlarına göre daha temiz giyimli bir görünüm sergilerdi. O da vadi insanlarındaki özellik olan horonculuğuyla anılırdı. Felç olmadan önce çok güzel horon idarecisi olduğu bilinirdi. Felç olduktan sonra da vadimizde uzun süre yaşadı.Felçliydi ancak yatalak değildi. O haliyle Kuvakçeden bodosarıye kadar yürüyüp arabaya oradan binerdi. Zira köy arabaları sabahtan bir gider bir de akşam dönerlerdi. Ancak Hafta günleri bu kural bozulur, günde bir iki sefer yaparlardı. Felç olmasının çeşitli rivayetleri olduğu için biz e anlatılan bir öyküyü buraya aktaracağız. Ezizlerun Servet, tahsildarlığının yanında bilgi ve okumuşluğuylada hoca yanı olan biriydi. Köydeki ölüleri yıkanmasın da ,köylülerine son yolculuklarında yardımcı olurdu. Onu tanıyanların bize aktardığına göre: Dumili Ali nin babası (İmdat,metin, Yükseli n dedeleri) ölmüştür. Cenaze evde bir gün veya iki gün veya ne kadar beklemişse beklemiş, artık defin işlemleri başlayacak. Bütün hazırlıklar yapılıp, sular ısıtılmış,cenaze tahtaya konup yıkanmak üzere ,yıkanacağı yere alınmış. Bismillahirahmanirahim işe başlanmış. O da ne cenaze ayaklanmazmı. “Ne oluyu ola ne edeyusiz. Başuma ne toplanmışsiz. Sizi kim gönderdi. “deyip tahtanın üzerinde oturmuş. Orada cenazeyi yıkayan Servet dayı da korkmuş ve o korkuyla yaşarken felç olmuş .Anlatılan öykü bu. Ancak tibben böyle bir olayın olabilirliği varmı yok mu bilmiyoruz.Bilim le uğraşanlardan, “olmaz böyle bir şey” derlerse onlardan özür dileyerek ;Vadimizde uzun süre yaşamış,vadimizin renkli ve hatrı sayılır olanlarından olan Ezizlerin serveti saygıyla anıyoruz.

KUBİ DURSUN : Vadimiz yiğitlerinden olan Kubi Dursun ; uzun boyu ve başına sardığı atkısıyla yaylaların soğuğuna meydan okuyan yiğidimiz de ; Vadimizin diğer geçmiş yiğitleri gibi , vadiden aldığı güçle ormanda yaptığı kocaman kütükleri atına yükler ve köye taşırdı . Evinin kapısında kurumaya terk edilmiş kütükleri görenler “ bunları kaç kişi ile kaldırıp ata yüklemiş acaba ” derken , kimse , onları tek başına Kubi Dursun’un atına yüklediğini düşünemezdi . Oysa , o kütükleri tek başına , sadece çatal bır kazık yardımı ile atına yüklerdi . Güçlü kuvvetli bir yiğitti .Gücünü ; Vadideki doğal besinlerden , vadinin sağlıklı sularından ve havasından alıyordu . Tabağa koyduğu tere yağını kaşık , kaşık yerken , balı parmak , parmak taşırdı . Hoşmerinin , muhlamanın yağsızına “ yavan ” der , günümüz doktorlarına inat , kavurmayı tabak , tabak bitirirdi . Tabakasındaki tütünü sararken buyuk bir zevk alır ,dudağında ıslattığı kağıdı zevkle katlardı . Onu en çok kızdıran ‘ diyet ‘ lafı olurdu . O bunlara yanıt olarak ; ” Sünni ve ticari gıdalarını pazarlamak için bilimi kullanıyorlar . doğal besinlerin sağlık üzerindeki olumsuz etkileri gerçeği yansıtmaz oğul “ diyerek ayrıca vadi insanının bilgeliğini de gösterirdi .Yardım severliğiyle de tanınan Kubi Dursun , Birkaç köylüsüyle beraber katıldığı imecede , tek kalan öküzün boyunduruğuna girmek isteyen ,Komşusu ‘ buyukali ’ ye çok sinirlenip modul ile onu iyice sopaladığı da söylenir . Bu yanıyla da , zamanın ağalarına baş kaldıran yiğidimiz vadimizde uzunca yaşayanlardan olmakla birlikte , Pazardaki evinin altından geçen sahil yolundan , o zaman ki asfalt haliyle de olsa , geçen arabaların egsoz gazları onu etkilememiş olsaydı , vadimizde daha çok yaşayıp , nicelerini ağa boyunduruğundan kurtaracak yada boyun eğenlere gereken dersi verecekti . Ama olmadı . Yaşını alarak vadimizden ayrılan yiğidimizi saygıyla anıyoruz.

HACİFAN AHMET : Vadimizin çok yönlü yiğitlerinden olan Hacifan Ahmet in en belirgin özelliği , köyün zamane balcılarından oluşudur . Onu hatırlayanlar kısa boyuyla kocaman gürgen ağaçlarına karakovan yerleştirmesindeki ustalığıyla hatırlarlar . Köylülerin urgan yapımında gereksinim duydukları balmumunu ancak , Hacifan Ahmet te bulabilirlerdi . Günlük işlerinin dışında ne için yetiştirdiğini bilemediğimiz kamışlarını korumakla geçirirdi gününü . Zira köyün haylaz çocukları , kamışları kırar onlardan oyuncaklar yapmak isterlerdi . O da bunları korumak için Evin kapısında bulunan “ Kuvakçenin en iyi ve en yiri karayemişinin altında otururdu . Yaşlılığın verdiği bir halle dişlerinin olmaması sakalını ileri doğru uzatabilmesini sağlardı . O da bu özelliğini çocukları korkutmakta kullanırdı . Karayemişin dibinde oturur ama yoldan geçenleri de deyiş yağmuruna tutardı . Anlayacağınız gibi vadimizin şair ruhlu yiğitlerindendi .Aslen hemşinli olanHacifanAhmet cambazların torunu olduğu için kalelilerle beraber vadide yaşamını sürdürüyordu . Yiğidimiz kendi halinde meclislere fazla katılmayan bir ruh haline sahipti . O da vadi insani gibi vadimizden ayrıldı . Uzun bir ömür yaşayabildi .

FİRİL ALİ : Büyük Ali diyede anılan yiğidimiz yörenin okumuşlarındandı.Okumuşluğu okullar düzeyinde olmayıp,kitaplar düzeyindeydi.Köyün eski Türkçe ve Arapça bilenlerinden biri olduğu gibi,bu bilgileri yazan köyde kitap diye bir şeyin varlığını bir Firil Alide ,birde Moçordi Mustafada gördüğü kitaplardan bilir.Firil Ali ,köyün ileri gelenlerinden olması nedeniyle evinde her akşam toplanılır radyosundan ajanslar dinlenir ve yorumlar yapılırdı.Arda kalan zaman da Firil alinin ustaca okuduğu “Hz.Ali’nin” cenk kitapları dinlenir bazende göz yaşlarına hakim olunamazdı.Köyün ,ilk şöförü olduğu gibi ilk makinistiyde.Divriğilerde çalışmış ,mühendisler görmüştü. Yiğidimizin firilliğinin nereden geldiği konusundaki rivayet ise ; Bir köy etkinliğinde yapılan taş fırlatma müsabakasında;Firil Alinin Dedesi yada büyük dedesi taşı öyle fırlatmış ki karşı köyün başına düşürmüş.Fırlatırken de “Firillllll” diye nara atmış.O gün bu gün dur bu sülalede firiller olarak vadideki yerini almış. Eğer tarladaki armudu budarken dal parçası başına düşmemiş olsaydı Yiğidimiz beklide hala aramızda olacaktı.Çünkü vadimizin sağlıklı insanlarından biriydi.Başında ibikli yuvarlak şapkası elinde hiç düşürmediği şemsiyesiyle ,dal dan iki gün sonra namaz vaktini beklerken vadiyi terk edip gitti.Saygıyla anıyoruz.

BİNASİ DURSUN ALİ : Vadimizin bu yiğidine neden “binasi “dendiği konusunda bir bilgi edinilemedi. Sadece binasi olduğu biliniyor.

KEL İBA : Firillerin İbrahim. Kel iba. Kel kızın kocasıydı. Yaşamını ekmekçıliğe adayan kel ibanın yiğitliği, ne kelliğinden nede fırıncı oluşundan gelmektedir. Kel ibanın yiğitliği; Parti delegeliğinden gelmektedir ve Kel iba vadinin “Demirkırat”delegesidir. Başkan seçimlerinde aranır, seçimler bittikten sonra bir daha aranıp sorulmazdı. Başkan seçimlerinde kafası karışınca,rüşvetin boyutuna bakarak oyunu verirdi. “ Balta bir çift ayakkabı sözü verdi ama, Basa da bir palto aldı” deyip oyunun rengini belli ederdi.Ardındanda onu iki yüzlülüğe iten nedenlere aldırmadan, Baltaya “oyumu sana verdim” derken; Basaya da” tabiiki sana verdum.paltoyi Balta mi aldi” demeyi ihmal etmezdi.Bütün bunlar oluyordu da, Kel kız bir şeyi anlamayıp, “Eğtiyar seni kim delege etmiş. Yokse paralari oralarami veruyusin. Kirarum başuyin,gözüyin. Akluyin başuğan topla.gidup oralarda rezil olma”diyerek anlamadığı delegeliği,Anlatmasını isterdi. Anlatıcının da anlamadığı bu ya. Vadide bu kadar okumuş yazmış adam varken; Bu demirkiratçiler kel iba ve onun gibileri nereden buluyorlardı. Kel İba çok sevdiği karısının ardından kahrından hastalandı.Hasta haliylede olsa vadide epey ömür sürdü. Ancak öldüğünde cenazesinde bir tane “demirkırat”lı yoktu. Herhalde onlarda anlamışlardı ki, artık firil iba oy kullanamayacak.


KANLİ KENAN : Vadimizin yiğitlerinden olan Kanli Kenan’ı tanıyanlar onun sürülerle ifade eden koyunlarına çobanlık ettiği ile hatırlarlar. Katırına yüklediği yükü, yaylaya taşırken yolda gördüğü çocuklara “Vuy ola kiti kapa yedunmi,gidup evde dedunmi” diyerek takılırdı.Hoş sohbet biriydi. İthal et ve fabrikasyon süt “dalgası” çıkınca davarlarını elinden çıkarıp yaylacılığa veda etti. Eğer yaylacılığa veda etmemiş olsaydı, daha uzun süre şakacı tavrıyla çocuklara takılıp onlara yine kitikapa yeyip yemediklerini soracaktı. 

ĞURMACI YUSUF : Vadimizin bu yiğidine niye ğurmacı dendiğinin detaylı bir araştırmasını yapamamakla birlikte ; Vadimizde gittikçe nesli çay tarlalarına ve Sünni gübrelere feda edilen bir çok bitki gibi yok olan , ince hurma ağaçlarının sahibi oluşundan mı acaba diye bir kuşku oluşmuştur . Duduvat taki evinin bahçesinde iki üç kök bulunan kocaman gövdeli bu hurma ağaçları nı hasatlarken bir cambaz gibi ağacın üstüne çıkar , hurma dolu dalları kırarak , sepete doldururdu . Sonrada bu hurmaları diraneye serer alta yanan ateşin isi ve ısısı ile kurturdu . Hicri yılbaşlarında çanta atan çocukların çantalarına avuç , avuç koyardı . Onu hatırlayanlar kendi halinde bir adam olarak hatırlarlar . Elinde ki tahra sıyla çay tarlalarının arasında dolaşıp “ Yaban otlar çaylari basmiş . Olari temuzleyurum oğul “ dediğini de anımsarlar . Anımsayamadıkları bir olay ise vadimizin bu yiğidinin hangi yaş ortalaması ile vadimizden ayrıldığıdır . Yiğidimizi saygıyla anıyoruz .

ABUZ (Dumili Abdullah ) : Vadimizin örnek insanlarından olan dumili Abdullah , vadi insanı olma özelliğini yumruklarının kaviliğinden alırdı.Kısa boyuna rağmenavuçlarını sıkıp ,karşısındakine : “Bunları görüyormusun. Bunlar balyozdur , balyoz “derdi . Birde ona asla ” lo lo “geçmezdi . Kaynını karısının küçük yumurtayı tabağına koymasına sinirlenip “Nezire bana küçüğini vermişsin. Bana lo lo geçmez “ demesinden gerçekten Abuz dayıya lolo geçmediğini anlıyoruz . Abuz dayı da vadi insani özelliğini gösterip yaşını aldıktan sonra aramızdan ayrıldı . Yaylada ev yaptırmasına karşın yaylaları pek sevmeyen Abuz dayıyı saygıyla anıyoruz .

GİGİLİ HASAN (TONYALI) : Yaşadığı surece onu tanıyanlar zayıf yapısıyla anımsar.Uflesen düşecek denen Gigili hasan dayı yüz yaşını yakalayabilen vadi insanlarımızdan biriydi.En büyük özelliği gözlüğünün altından bakması ve iskambil oynarken karışanları kalaylamasıydı . Vadimizin doğal kaynaklarından beslenmenin avantajıyla yaşını fazlasıyla aldıktan sonra armızdan ayrıldı.Saygıyla anıyoruz.

ÇEKÜK BAYRAM ALİ (Katırcı ) : Kale köyünün kıdemli katırcısı olan yiğidimizin en belirgin özelliği ,elinde olan atı ,elinde uzun süre tutmamasıydı . Ay sürmez atını değiştirir bazen daha iyi , bazen çok berbat atları alırdı .Ne eder eder “tranpa” da üste para almadan atlarını satmaz yada değiştirmezdi . Köyün garibanlarındandı . Beyazmolla bayram ali olarakda tanınan yiğidimiz ,kendi halinde biriydi.Kimseyle takıştığı görülmemiştir fakat atlarıyla yaptığı kavgalarda küfürün en alasını söylemektende geri durmamaıştır.Çekük Bayram Ali ;Bir atlarına birde kendisini doğuran anasına sitem ederdi . Ağzından hiç düşürmediği "ikinci" sigarasının yarısına kadar içer , yarısı ıslandığı için atmak zorunda kalırdı . Hiç evlenmemişti . Pazar’da Çükü nün evinde kalır ,yaylada ise kendisinin yaptığı derme çatma gecekondusunda kalırdı . Atıyla ormandan odun taşıyıp geçinmeye çalışırdı . Onu en son görenler ormanda bir ağacın koynun da uyurken görmuşler . O zamanlarda ne Şuayip nede mersedesli cenaze arabaları olmadığı için ; köylüleri , salla taşıyarak getirdikleri cenazeyi , namazını kılarak vadiden yolcu etmişlerdir. Vadimizin renkli isimlerindendi .Fakir olduğu için pek tanınan özelliği olmasada katırcı Bayram Ali olarak vadiye ün salmıştı.


BUREYİM RASİM : Köyün tek eşeğinin sahibiydi . Eşeğiyle İspirlere giderek yaylacıların ihtıyacı olan koloları getirir ve onlara satardı . Bureyim rasiminde züriyetini devam ettirecek kimsesi olmadığından adı sanı yok olmaya yüz tutmuş. Bizde unutulmasın diye vadimizin bu yiğidinin öyküsünü bulduk

MİMAR HASAN :Kale köyünün yiğitlerinden olan Mimar Hasanın mimarlığı usta oluşundan kaynaklanmaktadır.Kendi , kendine lakap veren ilk yiğidimiz olan Mimar hasan; yaptığı inşaatları göstererek ”bunları ancak mimar yapar”demesiyle mimar olmuştur.Vadimiz yiğidi , Mimar Hasan'ı tanımayanpek çıkmasada,belki tanımayanlar var diye söyleyelim;Pazarın kurtluş şenliklerinde ,düşman Rus askerlerine karşı süvarı olarak at binen kişidir.Eskiden pazarın tek fotoğrafçısı olan foto şenin camekanlarında boy gösteren süvari , Mimar hasandır.Mimar Hasanın özellikleri tabiiki bunlarlada bitmez.Gençlerle genç olan mimar hasan her nekadar gençlerin yardım istemelerine “maddi yok oğul,manevi,manevi”diye karşılık versede ; maddi yardımın alasını yaparak gençlerin hep yardımcısı olmuştur.Evini her zaman gençlere açan Yiğidimiz onlara akil vermekten de geri kalmamıştır. Bayramlarda ki süvariliğinden kalma özelliğini anımsayıp,gençlere “siz ne bilursiz.Devrimi ben yazdum oğul “derken gözlerini kısarak ona bakan , solcu olmayan tek oğlu ismaile “sen sus ola”deyip onu cezalandırırdı.Mimar Hasan Bir canca Dursun u,birde Paşalı Mustafa’yı sevmezdi.Kişisel bir kini var olup olmadığı bilinmemekle birlikte;Paşalı Mustafa’yı sevmemesinin nedeni:Dükkanında yakalandığı iddia olunan dernek malzemelerinden sonra göz altına alınıp yoğun işkenceden sonra ,ziyaretine gidenlere başından geçenleri anlatırken “Siz ne deyusiz.Yaturuyuler”deyip vucudundaki işkence izlerini gösterirken ,Paşalı Mustafanın oğlu Şotonun gülmesine ve sık,sık “ne yapıyorlar Mimar dayı”demesine sinirlenmesinden kaynaklanmaktadır. Şotonun yüzüne söylemediğini,arkasından orada bulunanlara” ola ben başımdan geçeni anlatuyurum o muğpirun oğli ne ya güleyu”diyerek dile getirmiştir.Vadimizin insanı ,vadimizden aldığı güçle ölene kadar işini yapmayı sürdürmüştür.En son balyozunu ,karataşları kırmak için kaldırıp taşlara vurduğunda sarsıntıdan olsa gerek beyin kanaması geçirmiş,bu iş kazasından sonrada kendini toparlayamamıştır. Kalabalık nüfüsünün bütün eksiklerini karşılama kavgası içinde yaşamış ve kavgadan kısmen galip gelebilmiş , çocuklarını “vatana ,millete”faydalı olarak yetiştirebilmiştir.Hemşin düğünlerinde magarcı sofralarında yerini alan Mimar Hasan Eğer işkazasına uğramasaydı vadimizde daha uzun yaşayabilecek güçteydi.Saygıyla anıyoruz.

KEL HAMZA : Dumili Abuzun kardeşi olan Kel Hazma,çay fabrikasında çalışıp öocuklarını topluma faydalı birer insan olarak sürebilme başarısını gösteren ,vadimizin yiğidinin bilinen tek özelliğinin “yılan” sözünü duyunca ses kesilene kadar koşarak o atmosferden uzaklaşmasıdır .Yılandan çok korkan vadimizin yiğidinin bu haline bakıp onun yüreksiz biri olduğunu düşünmemek gerek. Zira O iki oğlunu en üst düzeye kadar okuyabilmelerinin alt yapısını yapma yürekliliğini gösterebilmiştir.

KUBUR HÜSEYİN : Vadimizin yiğitlerinden olan Kubur Hüseyin ;vadinin doğal besinleriyle beslenmenin verdiği avantjla ortalamalrın üstünde yaşayabilmiştir.Ölene kadar koyunlarına çobanlık etmekten geri kalmamıştır.Çobanlıkla yetişmesine karşın sülalenin akıllı adamlarından sayılan Kubur Hüseyin,aynı zamanda muhaliflerinden olma özelliğini de yanın da taşımıştır.Zayıf ama dinç yapısını yaylalardaki doğal bitkilerle ve doğal besinlerle beslenmesine bağlardı.Öldükten sonra koyunlarına bir süre Tertel iba bakmışsada o da bu işi bırakmıştır.Oldukca kalabalık olan nüfüsünün bu gün bile sıkıntısız yaşayabilme yiğitliğini gösteren Kubur Hüseyin’i saygıyla anıyoruz.

GALDAVAR MEVLÜT : Vadimizin dağ koşullarında koyunlarıyla birlikte yüz yaşından fazla yaşadı.Hacı olduktan sonra koyunlarını Kör Davut a bıraktı.Yüz yaşından fazla yaşamanın sırrını ;kale yaylasının doğal gübrelerle yetişen çayırlarından beslenen hayvanlarının besinleriyle beslenmesine ve yaylanın temiz havasına bağlardı. Saygıyla anıyoruz.

TERTEL MEHMET : Kale köyünün eski muhtarlarından olan Tertel Mehmet yöremizin gleneksel düğünlerinde düğüncü başı olarak aranan,horonlarda horon idarecisi olarak her zaman yerini alan ve onun idare ettiği horonlardan zevk alınan bu yiğidimizin diğer bir özelliğide şair oluşudur.Vadi insanına özgü misafir severliğiyle özelliklerini çoğaltan Tertel Mehmet ,köyün sınırlarını iyi bildiği için sınır meselelerinde aranıp çözüm istenen kişilerimizdendi.Vadi insanına özgü yaşadı.İki oğlu bu gün Ankarada ki pastahaneleriyle insanların tamak zevklerine hizmet etmektedirler.Tertel Mehmeti saygıyla anıyoruz.

KARA MUSTAFA : Vadimizin renkli simalarından olan ; Ezizlerin Kara Mustafa yı tanıyanlar , onun her düğün sabahı sesinin kısık olduğu ile anımsarlar . Vadimizin horoncu başılarından olan Kara Mustafanın , horonu idare ederken gösterdiği öz veri ertesi gün kendisinin sesinin karnına batmasına neden olurdu . Horon oynatırken çok titiz davranır , oyunu oynayamayanları acımadan uyarıp horonun dışına bırakırdı . Horon kurallariyle oynanmalıydı . Ellerin ne zaman çubuk olacağı , ayakların ne zaman yere vuracağı hep bilinmeliydi . Eğer bilinmiyorsa ; horonu idare edene kulak verilmeliydi . Özelliklede karşı taraf buna titizlikle uymalıydı . “Haber var “dendiği zaman bütün dikkatler haberin geleceği yere ve mahiyetine çevrilirdi . Tulumu anlamayanlar ise “kulak ver . Ne diyor tulum “ diyerek azarlanırdı . Horonumuzun ustalarından olan Kara Mustafa Çay fabrikasının en eski bekçilerinden di . Emekliliğinin tadını yaylalarda çıkarmak istesede pek yaylalara çıkmadı . Zayıf vucut yapısına karşın kalın bir yüreği vardı ve kolay kolay pes etmezdi . Bu yanıyla yaşama karşıda kolay , kolay pes etmeden vadimizde uzunca bir süre yaşadı . Hoş sohbetti vadinin diğer insanlarınca da sevilirdi . Bizde bu yiğidimizi saygıyla anıyoruz .

ATAFANA : Vadimizin uzun ömürlü yiğitlerinden olan Atafana bu gün Kale köyünün tek yaşayan tarihi olma özelliğini korumaktadır.Şimdiye kadar geçen kahramanlarımızın aksine göbekli yapısıyla günümüze dek yaşaya bilmiştir.Sakin görünüşlü yapısına karşın , Nayimelerin Kazimin “Atafana gübek ,gübek “demesine çok sinirlendiği söylenir.



KIRIK KULAK ABDULLAH : Kuvakçedeki tonyalılardan olan Kırık Kulak Abdullah;köyün kıdemli berberlerindendi.Tek oğlunu yitirdikten sonramı yoksa daha öncedenmi bilinmez ama çocukları fazla sevmez,bahçesine giren çocukları romanlardaki bencil ihtiyarlar gibi tüfekle bile kovalardı.Buna rağmen okul çocuklarının saçlrını traj etmekten de hiç gücenmezdi. Kırık Kulak Abdullah demekki yarmz ları sevmezdi.
Kulakları kocaman ve aşağı doğru eğik olduğu için olsa gerek bu sıfatla anılan yiğidimiz kulaklarıyla alay edilmesini hazmedemez bu konuda selamsız nmaz bile bozabilirdi.Teravih namazında ,ondörtnumaralı şişeli lambanın önünde namaza duran yiğidimizin arkasında saf tutan gençler muziplik yapıp ,yiğidimizin duvara duşen kulak gölgelerinin kocamanlığını birbirlrine göstererek “kırık kulağun kulaklarına bakun hele”demelerini duyan yiğidimiz özelliğini göstererek selamsı namazı bozup “kırık kulağın bida……bakın “ demeside ayrı bir özelliğidir. Abdullah dayıyı saygıyla anıyoruz.

GAÇO MEZER: Kale köyünün Pazar daki esnaf temsilcilerinden olan yiğidimiz vadi insanlarına özgü uzun bir ömür yaşadığı söylenemez. Yiğidimizi tanıyanlar onu önce bakkalcı sonra da “Bir tat “pastahanesinde pastacı olarak tanırlar.Esnaflığının her aşamasında Kadıoğlu Küçük Aliyle(Gejo) birlikte ortakçı olan Gaço Mezer,bu gün oğullarının işlettiği büfeden sonra ayrıldılar.Yiğidimizin Gaço luğunun sülalesinden geldiği bilinmekle birlikte sülalesinin Gaço luğunun nereden geldiği konusun da bubilgileri yazanlar bir veriye ulaşamadılar.

AĞARMIŞ HÜSEYİN : Vadimizin yaylacılarından olan ağarmış Hüseyin Ezizlerdendi .Ağarmışlığı saçlarının bembeyaz olmasına karşın dökülmemesinden geliyor olmalıydı.Fevziye halanın ondan söz edişinde “bizum ağarmış”diye söz etmesi vadimizin bu insanının ağarmış olarak anılmasına neden olmuştur.O nu tanıyanlar varoşun bol otunda ustaca tırpan sallayışıyla ve de katırına yüklediği otlarla birlikte vadinin verdiği güçle , kilometrelerce yolda birkaç sefer yapma başarısından sonra yorgunluk şikayeti göstermemesiyle anımsar . Katırı ve hayvanlarıyle vadinin koşullarına uzun süre direnen Ağarmış Hüseyin , Köyün zenginlerinden olan Yaşar ve Ensarın da bu günkü durumlarına bilinip bilinmediği ayrı konu ama katkısı olduğu bir gerçektir. Vadi insanı olma özelliğiyle oda yaş ortalamasını alarak aramızdan ayrılmıştır. Öldüğü gün ; Metika Davut ,Alikaların Süleyman ve birkaç kişi şoroğ gölüne balığa gitmek için hazırlıklarını yapmışlardır.Tam Ortasırta geldiklerinde guruptan birisi “duydunuzmu ağarmış Hüseyin elmiş”deyince ,Metika Davut ,”Haydeğun hemen gidelum buradan.kimse görmesun bari ayip olur.”Donduğumuzde haberimiz yokti deruk “diyerek guruba cenaze namazı kıldırtmamıştı . Gurupta o zaman herhalde çok gençti.Ağarmış Hüseyin Dayıyı saygıyla anıyoruz.

YANBAŞ ZİYA :Vadimizin renkli simalarından olan Yanbaş ziya Mollaveyisli olup bekiroğlu diye anılır.En eski araba sahiplerinden olup,yaylaya vurulan orman yollarını kulanarak eski rus arabasıyla yaylacıları taşımıştır.Kendisi şöför olmadığı için sürekli şöförü olmuştur.O da han sahiplerinden olup Hemşinden , Kanlıboğaz üzerinden gelenleri konuk ederdi.Bekiroğlunun kahvesi diye anılan han vadinin zamanındaki en temiz yerlerindendi.Yiğitliği yaşamı boyunca vadinin koşullarıyla boğuşabilme gücünü elde etmesinden kaynaklıdır.

ĞİRO İBA : Kalenin renkli simalarından olan Ğiro ibrahimi tanıyanlar , onunda kale köyünde katırcılık yaptığını söylerler.(Katırcılık:Katır veya At ile yapılan taşımacılığa denirdi) Başından eksik etmediği şapkasını alanlara çok kızar , kızıncada bir gözü iyiden iyiye kapanırdı . Gözünün kapanması onun kör Ğiro olarak da anılmasına neden olmuştur.Katırcılıktan arda kalan zamanlarında Meyeleye geçip ;Gollo mahmutun evinin damında , Galdavar Abdurahman , Firillerin Kel İba ve Gollo Mahmutla beraber ,bir kuruşuna ,yirmi beş kuruşuna pişti oynardı. Köyün paket taşıyan tek içicisi olan Sare ğalanın kocası olan Ğiro nun Sarenin sigaralarını arkadan açarak aşırdığı da rivayetler arasındadır. Köyün hoş sohbeti olan Ğiro belli bir dönemde ağzalık yaparak meraların çevrilmesine müdahale etmiştir. (Mera: köy arazilerinin gecekondu yoluyla işgal edilmesi sonucu edinilmeye çalışılan toprak parçalarına denirdi.)

z .

BANOĞLİ : Vadimizin karakteristik bütün özelliklerini üstünde taşıyan ,vadimizin yiğitlerinden olan Banoğli nin banoğli oluşunu bilmiyoruz ama onun ak sakalları ve sağlıklı yapısıyla Zekeriya dayının babası olduğunu biliyoruz . Banoğlida normalin üstünde bir ömür yaşayarak vadimizden ayrılanlardandır.Allah rahmet eylesin

AYAZ MAHMUT : Ayaz Mahmut Kale köyünün hakimi gibiydi.Sinor konusunda hırlaşan köylüler “Bu işi bilse,bilse Ayaz Mahmut bilir deyip hakimliğine baş vururlardı.O da elindeki değneğiyle toplanan kalabalığın içine girer değneğiyle uzaktan ,uzağa işaret ederek”burasiiii böyleeeee ……..”devam edip sorunu kendince çözerdi.Ama çıkarına ters gelen taraf ,Ayaz Mahmutun önce kabul ettiği hakimliğine itiraz ederdi.Ayaz Mahmutun Ayazlığının nerden geldiği konusunda anlatılan rivayet de şöyleymiş. Kale yaylasının köy özelliğini yitirmediği dönemlerde,varoştaki evlerin bahçelerine ekilen turlu ekin ve sebzelerin;arpa yulaf patates hatta mısır ekildiği dönemlerde;Ayaz denen adam komşunun tarlasından patates çıkarmak istemiş.Tamda bu sırada evin kızı kapıyı açmazmı.Ayaz denecek adam olduğu yerde sinmişsede ,içerden babasının sorusuna “Ayaz du baba,Ayazdu “dediğini duyunca;Allah Allah bu karanlukteda beni nasil tanidi,bu gavurun kızı”dedikten sonra adam cağızın adı ayaz kalmışmış.Belkide ki bu Ayaz ,Ayaz Mahmudun Büyük babası veya daha büyük babasıdır kim bilir. Ayaz Mahmutda vadi insanlarının özelliğini üstünde taşıyanlardandır.Karısı genç yaşta ölünce bunca değerli çocuğun üstüne Karaali emineyle ikinci evliliğini yaparak uzun bir süre daha vadimizde varlığını sürdürdü.

ALTI KULAÇ : Altı kulaç Hüseyin. Kısa boylu oluşundan ötürü bu ünvana laik görülen Altı kulaç ,kısa boyuna karşın,büyük yürekli oluşuyla anılır.Zamane eşkiyasına kafa tutan bu yiğidimiz ,vadide istediği ömrü maalesef yaşayamayanlardan olup fazlada genç sayılmasada vadi ortalamalarının altında yaşayark vadideki yaşam standartları kuralını bozmuştur.Kalın sesli bir yiğit olan Altıkulaçın kır atının eğeri oldukca albenili olurdu.Ağa atı gibi atını donatır at sırtında yolculuk etmekten zevk alırdı.Ölümünden sonra atın bakım işiyle Osman uğraştıysada sağlık sorunlarından ötürü o da at işini birakıp fabrikada işçi oldu.Emekli olduktan sonra fazla yaşayamadı.Altı kulaç Hüseyin’in ailesi de oldukca genişti.Kardşlerinin bir bölümü İzmir de bulunurken bir diğeride İstanbulu mekan tutmuştu.Zamane köylülerinden olan Altıkulaç akrabaları içinde saygınlığı olan bir yiğitti.Saygıyla anıyoruz.

BASSO (KAYMAKAM ALİ RIZA) : İsakların Ali Rıza.Kale köyünün yiğitlerinden biri.Yiğitliği Köyden çıkan ilk kolluk kuvvetlerinden olan bekçiliğin sahibi.Niçin Basso diye anıldığı araştırma konusu olsada,Kaymakamlığı alenen ortadadır.Zira yiğidimiz,yıllarca kaymakamın kapısında bekçilik yapmıştır.Mesleğine o kadar alışık olmuştur ki ,emekli olduktan sonra bile yıldızlarını düşürdüğü şapkasını başından düşürmemiştir.Köyün en olmadık yerlerine bostanlar yaparak bitki yetiştirme denemesine girmiş zoçurdan kuri kopa kadar kaymakamın bostanları denen yerler sayesinde oluşmuştur. Çocuklarının okumasını çok istediği için onlarla bire bir ilgilenmiş , onları okula gönderirken “Bismilsiz” çıkarmadığı gibi yolda nasıl gitmeleri konusunda da onları” Bekir sağdan,Neriman soldan “diye uyarmıştır.Pazar çarşı başındaki şemsiye tamir fabrikasında ! şemsiye tamir işleriyle uğraşırken ,Karadenizde yağmurun ne zaman yağacağının belli olmadığı ve rüzgardan şemsiye taşıyanların şemsiyelerinin dönüp kırıldığı bir bölgede böyle bir meslek sayesinde Köşeyi şemsiyesini kırmadan dönmüştür.Basso alirızayı tanıyanlar onun şemsiyesini omzuna alıp ucuna taktığı yükünü taşırken gördüklerini ve genellikle yaya gidip geldiğini anımsarlar.Yaşamı boyunca en büyük sıkıntıyı oğlu Bekir sayesinde çekmiştir beklide.Yığıdımız feleğe meydan okumaya devam etmektedir.

KÖR ŞEMUN : Vadimizin yiğitlerinden olan Kör Şemun ,çapraz yürüyüşü ile Pazar sokaklarında ve karşı varoşun patikalarında boy göstermiştir . Tüylioğullarından olduğu söylenen yiğidimiz , gözlerindeki şaşılık yüzünden aldığı lakabı sayesinde , " Karşılama "lara oldukça fazla maruz kalmıştır . Bir defasında " şeşi beşi bakıyor sizin Şemunun gözü "diye bir atmayla karşılaşan şemunun köyündeki şair , yanıtı vermekte gecikmeyip "mundarlığa uğradı . Gördü beşlili kızı "yanıtını yapıştırarak şemunu savunmuşsada karşı tarafın daha baskın çıkarak deyişlerini sürdürdüğü söylenir . Yaylaların değişmez isimlerinden olan Kör şemun (şilik) Başyaylanın çıkımına kadar karşı varoşta kalır , Baş yayla çıkınca o da baş yaylaya çıkardı . Başyaylanın çıkş zamanında yapılan şenliklerde horon dan hiç çikmaz , horon bitince de " Ola öyleda yoruldumçi "diyerek yorgunluğunu ifade eder ve terini dağ rüzgarlarına bırakırdı. Vadimiz insanlarından olan kör şemunu da saygıyla anıyoruz .

BAYRAMOĞLİ ZÜLKİF : Başyaylanın köy korucusu olan zülkif ,elindeki mavzeriyle yaylalarda dolaşırken görenler , onun otoritesinden korktukları için ineklerine öyle sahip çıkarlardı ki , koruya girmemesi için adeta ineklerinin kuyruğuna yapışırlardı . Zira köy korucusu koruda yakaladığı inekleri hapis eder ve sahiplerinden ceza talep ederdi .Ayrıca hayvanlarada kuyruk kesme cezası gibi vahşi cezalar uygulanırdı . Pazar da Aptoğli köyünde oturan yiğidimiz Ğiro ibrahimle oynadığı "altmiş altıda "Ğironun kağıtlara bakmasına çok kızar ve onu bir korucu alışkanlığıyla azarlardı. Vadimizin renkli simalarından olan Bayramoğli Zülkifi de saygıyla anıyoruz .

ALİKA HAMZA : Vadimizin evliya diye nitelendirilen saflıkta olan insanlarından olan Alika Hamza ; Tereksiz şapkasına sardığı sarıkla kale köyünün tek sarıklısı olarak tanınır . At ile birlikte sessiz sedasız katırcılık yapar , kim ne verirse ona kanı olurdu . Alika hamzanın ağzı var dili yoklardan oluşu bazılarında onun dilsiz olduğu kanısını uyandırmıştır . Alika hazma için anlatılan bir rivayetede inanmasakta yer verelim.Anlatıcımızın anlattıklarına saygılı davranmak bizim görevimizdir . Alika Hamza nın başka bir camide olduğunun bilindiği halde bir başka camide görülmesini anlatan anlatıcımız ,bunu kanıtlamak isteyenlerin düştüğü hatayıda şöyle ifade etmektedir.O camide gerçekten var olduğunu kanıtlamak için, kirli ve eski paltosunun belli yerinden bir parça keserler , Ertesi gün Hamzanın sırtındaki paltoyu kontröl altına alanlar kesilen parçanın tekrar yerinde olduğunu ancak bir farkı olduğunu onunda parçanın yeni olması olduğunu görürler.Bu rivayet vadi insanımızın saf ve temiz oluşunu anlatmak için yaratılmış bir masal da olabilir.

ÇUKUR AHMET : Çukur Ahmet bulepteki İslamlardandır.Köyün tescilli boyacılarından olan çukur Ahmet vadinin kendi halinde yaşayan insanlarındandır. Kimsenin etlisine sütlüsüne karışmadan vadideki yaşamını tamamladı .Çukur Ahmet denmesinin rivayeti ise yanağındaki çukur olan yara izinden kaynaklandığı söylenmektedir .

ĞAŞİL HAFIZ : Kale köyünün eski hocalarından olan Ğaşil hafız dan ders almayan Kaleli olmadığını söylersek abartmamış oluruz . Vadi insani olmanın bütün özelliklerini üstünde barındırırdı . Cami de ders verirken kendine ait postunun üstünde oturup , oturduğu yerden okumaya gelenleri idare ederdi . Uzun bir sopası olurdu haylazlık edenleri sopasıyla cezalandırırken öğretene kadar uğraşırdı.Kale köyünden çıkan tek mebus olan H.Basrinin babası olan Ğaşil Hafız vadinin sağlıklı koşullarında yaşayıp geride sağlıklı ve okumuş nesiller bırakabilen Kale köylülerinin başında gelir. Saygıyla anıyor,Allah rahmet eylesin diyoruz.O da vadimizde oldukca uzun ömür yaşayanlardandı.



FAS AHMET : Vadimizin yiğitlerinden olan Fas Ahmet, vadi insanının bütün özelliklerini üstünde taşırdı.Uzun boylu,dayanıklı,yorulmak nedir bilmez bir hali vardı.Vadinin en kalabalık sürülerinden birinin sahibiydi.Koyun sütünden yoğurda bir de kaymak katıp yemesi onun yaşam iksiri olduğunu söylerler.Ayrıca vadimizin doğal besinlerinden ve sitemizde anlatmak istediğimiz bitkilerinden bolca yemesinden dolayı hem uzun boylu babayiğt kisveli,hemde uzun ömürlü olmuştur. Bildiğimiz kadar Remzeli, Seyfuttin,Dursun Ali, ve Abbas olmak üzere dört erkek oğla babalık etmiş, olmasına karşılık, bazi vadi insanları Seyfuttinin onun oğlu olup olmadığını tartışır olmuşlar.Genin deki sağlam yapı sonucu vadinin doktorlarından biride onun torunu olarak bu gün vadi insanlarına sağlık yardımı vermektedir. Bu arada oğlu Dursun Ali hakkında anlatılan öyküyede yer verelim ve böylece oğullarını da analım.Onlarda vadimizde uzun ömür yaşayanlardandı. Dursun Ali golona köyünden bir kıza sevdalanır.Günümüzdeki anlayış ve olanakları ozamanda nerede bulacaksınız.Sevdalanırya,bunu bilen arkadaşları Yiğidimize bir oyun yapmaya kararverirler. Sevdalısının tumanın dan bir parça olduğunu iddia ettikleri bezi D.Ali nin eline sıkıştırıp “Ola D.Ali (kızın ismini anımsayamayan anlatıcı uyduruk bir isimle Ayşe dediği için bizde öyle diyeceğiz) Aşe haber göndermiş.Ben o uşağun peşine uyacayim. Aykurlukte ot biçaam. Yüzümden tanıyamaz.Eğilup tumanuma baksun. Ahada parçası.”deyip ellerindeki bezi D.Aliye verirler.Tam aykırlıkten geçerken,yerde yılan gibi sürünerek giden Dursun ali yamayı benzettiği birini kolundan tutar ve “ki, ehe donuğun yamasi uy peşume gidelum “der. Ot biçen kızlar,gelinler karga, kuzgun D.aliye saldırırlarki sormayın.Bizim muzırliği yapan diğer vadi insanları zor kurtarırlar kızların elinden D.Ali yi. D.Ali ne mi yapar. O zamanki vadi insanının hoş görülüğü içinde “Ola sizun ağzuğuza s…. Bağan eyi oyin ettuğuz”der. Vadi insanlarımızın biz de hoş görüsüne sığınıp anlatılan bu öykülerle onları anmanın huzurunu yaşadık. Hoş görü denen güzelliği vadimize kültür mirası olarak bırakan yiğitlerimizi saygıyla anıyoruz.

TOPAL İSMAİL : Vadimizin yaşayan yiğitlerinden olan topal ismaili tanıyanların onun hakkında verdiği bilgiler ışığı altındaki öyküsünü şöyle özetleyeceğiz. Ğoduçur doğumlu olan yiğidimiz,Çilli Hasanın oğullarından biridir.Baba toprağına yerleştikten sonra, Pazarın renkli simaları arasında yerini almıştır.Usta bir tavlacı olduğu söylenen yiğidimizin özelliği sadece tavla oynamak olmayıp, topal bacağıyla ustaca horon oynadığı gibi çok az kişi tarafından bilinen bir özelliğide iyi bir tulumcu oluşudur. Karısı nı kaçırarak evlenen yiğidimizin karısına, “Kiii, o topal bacaği nası aldun. Onun neyina kandunda beşina uydun.” Diyenlere karısının cuvabı oldukça manili ve o kadarda kendini küçümseyenlere alaycı olur. Onlara şu cevabı verir.”Ka gönül sevduği olsun da, göldeki kurbağa olsun. “ Evet yorumsuz bir sevda gerçeği.Buyurun elmi yaman, yoksa amansız sevdanın gücü mü yaman. Topal İsmail vadimizde halen yaşamakta ve gün atlatmadan belki de yine çarşıya gidip tavlasını oynamaktadır.

ŞAĞPER: Alikalardan olan bu yiğidimizin öyküsü biraz daha farklıdır. Tarihe adıyla geçen, vadimizin tek yiğidi Abdurahman Bozkurt, tarihe 15-16 hazıran olayları olarak geçen olaylarda kaza kurşunu onu bulmamış olsaydı vadimizde daha uzun süre yaşayacaktı. Vadimizin hali vakti yerinde olanlarındandı.Kale köyü, ilk midibüs olan magirusu onun ve onun ortakları olan Hamzaların sayesinde tanıdılar. Yayla yolculuğunu Kürt Rasim in eski Rus arabalarından bozma kamyonetle yapma cezasından böylece kurtuldular. Gerçi bu Rus arabası Hamzalar sayesinde de bir süre hizmete devam ettiğini yazalım. Vadimizin yiğidi, köyden gurbete gelmesine rağmen gurbet denen büyük şehirde yaşayabilmenin kolaylıklarını bulduğu gibi korkusuzluğunu da öğrenmiş olduğunu anlatan anlatıcımız,bir öyküyle yiğidimiz hakkındaki bilgilrini tamamlamıştır.Öyküsüde şöyleymiş. Köyden yanına giden bir komşusuyla gittikleri yerde vestiyere paltolarını asmışlar.asıp asmadıkları bilinmiyor.Oturup eğlenmşler yada yeyip içmişler çıkarken vestiyerden aldıkları paltoları giyerken ,vestiyercinin “Fiş bey efendi”demesine çok sinirlenen yiğidimiz,vestiyercinin boğazına yapışıp “Nefişi ola,ne fişi.”deyip yiğtliğini gurbettede götermiş. Vadimizden erken ayrılan bu yiğidimizi tanımayanlara ip ucu olarak Refik Bozkurtun babası olduğunu söylerken ,Refik Bozkurt’u da erken kayıp ettiğimizi için onu da yiğitlerimiz listesine bu nedenle ekleyip saygıyla anıyoruz.

YANMIŞLARIN APO DAYI 1929 da kale köyünde doğdu. 10 yaşında yetim kalan yanmış Apo hayata erken sarılmak zorunda kaldı. Tamamen yokluk içinde kendi imkanları ile ev ustalığını öğrenmiştir. Hemşin yaylarında ve kale köyünde bir çok ev yapmış ve ustalığını yöre halkına kabul ettirmiştir. Askerlik çağına gelmeden aşık olmuş ve şuan hala hayatta olan eşi Fevziye hanımı kaçırmıştır. Ama asıl zorluklar bundan sonra başlamıştır. Askere gitmeden 2 çocuğu olmuştur. Askerlik uzun bir dönem olduğundan geride kalan aile fertlerine bakmak eşi Fevziye Hanıma kalmıştır.(dikiş dikmek, bağ bahçe işleri yaparak hem çocuklarını büyütmek hem de asker ocağına üç kuruş para göndermek) Hayata şanssızlıklarla başlayan yanmış Apo’nun şansı evlendikten sonra yavaş yavaş dönmüştür. Eşi Fevziye Hanımla omuz omuza vererek 9 örnek çocuk büyütmüştür. Bu zor hayat koşullarında hiçbir kötü yola bulaşmadan alın teri ile düzlüğe çıkmasını bilmiştir bu sayede de yörede sözü geçen sevilen bir insan olmuştur. Çocukları büyütüp herkesi düzlüğe çıkarınca hiç aklından çıkmayan dini görevi hac vazifesini yerine getirmiştir. Tam rahata kavuşup bütün yılların yorgunluğunu çıkarmayı düşünürken 30-04-2003 Çarşamba günü annesinin memleketi olan ERZURUM İspir’i ziyareti sırasında dayı oğlu ile sohbet ederken çay bardağı alinde tatlı derin bir uykuya dalarak hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Anımsayamadığımız yiğitlerimiz ve yiğitlerimizin öyküleri devam edecek.Ayrıca düzeltmeler geldikçede düzeltip yeniden okuma zevkinize sunuluyor ve sunulacak .................firtinavadisi.net .............